BASINA ve KAMUOYUNA
Bugün, 24 Temmuz 1923 de imzalanan Lozan Barış Anlaşmasının 87. Yıldönümü. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra mağlup Orta Avrupa Devletlerinden birinin galip devletlere kendi koşullarının kabul ettirerek imzaladığı tek anlaşma özelliğinde olan bu anlaşma ile Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri atılmıştır. Osmanlı Devleti’nin bütün ordularını dağıtan Mondros Mütarekesi ve sonrasında imzalanan Sevr Anlaşması ile Anadolu’da yeni iki devlet kurulmasını öneren ve aslında emperyalist kuvvetlerin niyetlerinin birbiriyle uyumunu ortaya koyan acınası ve zalimlik kokan planlarına ‘dur’ denilmesi gerekiyordu.
Sevr Anlaşması sonrası Mustafa Kemal’in tarif ettiği gibi Osmanlı Devleti bir takım kapitülasyonların tutsağı idi. Hıristiyan halkının birçok ayrıcalık ve öncelikleri vardı. Kendi ülkesindeki yabancıları yargılama hakkı yoktu. Kendi uyruklarından aldığı vergiyi yabancılardan alması yasaktı. Kendisini kuran Türk ulusu insanca yaşamasını sağlayacak yollara başvurmaktan alıkonulmuştu. Ülkesinde bayındırlık yapamazdı, demiryolu yaptıramazdı; okul bile yaptırmakta özgür değildi. Yabancılar hemen engel olurdu.
Mustafa Kemal ve arkadaşlarının “Hiçbir yabancı gücün ne boyunduruğu ne de koruması kabul edilemez. Ulusal sınırlar içinde yurt bir bütündür; hiçbir parçası koparılamaz. Bu amaçlar, ancak ulusun gücüne dayanılarak ve ulusun istenci egemen kılınarak sağlanabilir.” stratejisi doğrultusunda 19 Mayıs 1919 da Samsun’dan başlattığı, 23 Temmuz 1919 da Erzurum Kongresi ile karar altına alınan bu mücadele Lozan Anlaşması ile sonuçlanmıştır. Yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Anlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın çöküşünü bildiren ve İsmet İnönü’nün masadaki sömürgeci devletlerin temsilcilerine karşı büyük bir devlet adamı olduğunu göstererek imzaladığı bu anlaşma ile ; bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarının çizildiği, kapitülasyonların, ayrıcalıkların kaldırıldığı, Cumhuriyetin devrimlerle kalkınmaya başlamasına yol açan bir dönem başlamıştır.
Bizler bugün; Kurtuluş Savaşı, Lozan, Cumhuriyet’in kuruluşu ve ardından toplumu yenileştirici hamlelerin, devrimlerin birbirini tam bağımsızlığın verdiği güvenle süslediği bir döneme, tarihimizin yakın dönemine tekrar tekrar bakarak hareket etmeliyiz. Çünkü gerçek bağımsızlıkçı düşünce ve davranış biçiminin kodları orada, o zeminde saklıdır. Eğer, ülkemizi özgür ve bağımsız görmek istiyorsak, her alanda bağımsız kalmaya ve bağımsızlığımızı hangi kılıf altında saklanırsa saklansın delmeye ve akıllarınca ‘bize yol göstermeye’ çalışanlara,’akıllarını kendilerine saklamalarını’ biz öğütlemeliyiz... Ama bunu öğütlemeden önce, kendi özgücümüzü öyle dışa vurmalıyız ki, bize gündemlerini dayatma hafifliğine girişenler, altına girdikleri kayayı kaldıramayacaklarını, dahası yerinden oynatamayacaklarını görsünler, bilsinler, anlasınlar, iyice anlasınlar...
Şunu çok iyi biliyoruz ki Lozan sadece dün değildir. Tarihsel bir dekor, tarihsel bir anı hiç değildir... Bize bizim bugünkü sorunlarımızdan çıkış yollarımızı gösteren bir yol haritası, güçlüklerle baş etme, dahası onlar karşısında pes etmemeyi bize fısıldayan bir çıkış yoludur... Bu çıkış yoluna yöneldikçe, ülkemizin siyasal ve her türden bağımsızlığını elde eder, kendimizi bu ülkenin insanlarının refahına, özgürlüğüne, dayanışmacı bir idealle kendi ayakları üzerinde durmasının mihmandarı ve mimarları oluruz... Bunu yapacak maya bu topraklarda var, çünkü bize, acıların yarattığı sarsıntının ötesinde, ülkedeki barışı, dünyadaki barışla bir arada koruma, bu uğurda mücadele etmeyi bir büyük ideal olarak öneren çağlar boyu da bu toprakları önerdikleriyle sağlam bir yolda tutmaya yönlendiren bir tarihsel önderimiz, Mustafa Kemalimiz var... Onun mücadele arkadaşları, şehitlerimizin gözyaşları ve bugün on milyonlarca bağımsızlık tutkunu var... Ulusalcı güçlerin, kendi güçlerinin farkına vararak, kendisini oyuna getirmek isteyenlere karşı dim dik bir duruşu sergilemesi gerekmektedir... Biz kendi gücümüzü bilirsek, karşımızdakilerin gücünü bilirsek, her muharebeden, her zorluktan alnımızın akıyla çıkarız... Bugün de bize boyunduruk takmak isteyenlere gerekli yanıtı birlikte veririz. Yokluktan, çaresizlikten, ümitsizlikten mazlum milletlerin ilk bağımsızlık savaşını çıkaran, Lozan destanını ve Cumhuriyet çıkaran bir ulus, onurlu geçmişini onurlu bir gelecekle bütünlemek için şimdi, hemen şimdi, vakit yitirmeden kendisine inanarak, her alanda tam bağımsızlık demeye ve buna uygun davranmaya daha gür bir sesle girişmelidir... Bize bu türküyü ısrarla ve büyük bir iyimserlikle söyleten ve söyletecek olan Lozan’dır... Lozan’ın kararlılık ve büyük bir yurtseverlik kokan varlığıdır... Kalbimiz eskimedikçe, ideallerimiz eskimedikçe, Lozan eskimeyecek ve bu ülkenin var oluş sebepleri içinde en önemli ve önde gelenlerinden birisi olmaya devam edecektir! Lozan Türkiye’nin tapu senedi olarak geçmişimizle geleceğimizi, birbirine sımsıkı bağlayan bağımsızlıkçı bir tutumun adıdır. Lozan barış anlaşması, barışı özleyen. Barışı isteyen bir toplumun onurlu ve vakur duruşunu simgelemektedir. Lozan’ı sahiplenmek Cumhuriyeti sahiplenmektir. Lozan ve Bağımsızlık, Cumhuriyet ve laiklik bir arada bu toplumun ileriye doğru yürüyüşünün abideleri olarak hep kalacaktır, Onları sahiplendiğimiz oranda yaşamaya devam edeceklerdir.
Yaşasın tam bağımsız, laik Türkiye Cumhuriyeti
Mehmet DENİZCAN Atatürkçü Düşünce Derneği Samsun Şubesi 2.Başkanı
|