Tarihte Bugün : Atatürk vasiyetnamesini yazdırdı. Vasiyet, 28 Kasım 1938'de açıldı(1938).....Devlet film arşivinde yangın çıktı; Atatürk'ün tek kopyalı filmleri yandı(1973).....Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Ronald Reagan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımayacaklarını açıkladı(1985) | 
ATATÜRK DİYOR Kİ;
Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.
 
BASIN AÇIKLAMALARI
BASIN AÇIKLAMASI
18.03.2010
BASIN AÇIKLAMASI
BASIN AÇIKLAMASI
BASIN AÇIKLAMASI
 
TÜM AÇIKLAMALAR  
İSTATİSTİK
Tarih : 05.09.2010
Sayfa Süresi : 0,17 sn.
Aktif Ziyaretçi : 1
Bugün : 68
Toplam : 11439
Haber Sayısı : 115
 
TARİH KİTABI
İSTİKLAL HARBİ'NİN ANA HATLARI
MONDROS MÜTAREKESİ
LOZAN ANTLAŞMASI
 
ARŞİV  
İÇERİK
  Şükrü KUMBASAR
 
Mustafa Kemal Paşa

20.12.2008
 
Mustafa Kemal Paşa
 


MUSTAFA KEMAL PAŞA ANADOLUYA GİDİYOR

Ilımlı İslam (İSLAMIN ılımlısı ılımsızı hangi aymaz, din bezirganı tarafından uydurulmuşsa) taraftarı kesimlerin Atatürk’ün yaşamı ile ilgili bazı iddiaları yıllardır ağızdan ağıza dolaşıp duruyor ve gerçekleri bilmeyip de uydurmayı iyi bilmeyen bazı aydınlar ve hatta gazetelerin köşe yazarları tanınmış bazı isimler bu iddiaların arkasından Atatürkçü Düşünce Sistemine bağlı olanlara tas atmaktan büyük bir zevk alıyorlar. Burada büyük bir hata ve büyük bir yanlışlık var. Yanlışlık iddiaların ortaya atılmasında değil elbette, bu basit iddialara inanıp onu benimseme ve bu bilgileri kullanma konusundaki arzu ve hevestedir. Hatırlanacağı gibi iddiaların basinda "Mustafa Kemal Paşayı Anadolu'ya Padişah Vahdettin göndermiş ve git vatani kurtar demiş. Bunun için de kendisine 20 veya 30 veya 40.000 (rakamlar her yazana göre değişiyor) altin lira verdi" iddiası yer almaktadır. İşte biz bu gün bu konuya bir dostumun bana aktardıkları ile açıklık getirmeye çalışacağız.
Mustafa Kemal Paşa’nın hayatında Şişli’deki evden pek önemsenmeden söz edilir. Ancak bu ev; Modern Türkiye ve Türk Demokrasisi'nin doğduğu yerdir.
Türk halkının düştüğü ümitsiz durumdan kurtarılması çarelerini arayan askerler, sivil dünyanın aksine inanılmaz bir öngörü ile halka gitmekten başka çare olmadığını anlamışlardı. Savaşa girerken, savaşırken ve savaştan çıkarken kimse halka danışmak gereği duymamıştı. Gelecekle ilgili kararlar verilirken, planlar yapılırken de kimse Türk halkına sormayı düşünmüyordu. İste böyle bir ortamda askerler tek kurtuluş yolunun "durumu halka anlatmak ve onu kendi geleceğine sahip çıkması gerektiğine ikna etmek" oldugu kararında birleştiler. Böylece "halkın iradesinin tecellisi, halkın iradesi yönünde hareket etme gereği" bir avuç genç asker aydın grubun müşterek görüsü olarak ortaya çıkınca, çağdaş Türk demokrasisinin doğumu için ilk ve en önemli adım atılmış oldu.
Demokrasi düşüncesinin neden sivil aydınlar arasında değil de, Genç Osmanlılar, İttihat ve Terakki kuruluşlarında oldugu gibi yine askerlerin elleri arasında dogmasının belki pek çok nedeni vardır. Biz sadece biri üzerinde duracak, "askerlerin gerçek anlamda, Türk halkının çocukları olmasıdır" diyeceğiz. Sivil aydınların bir kısmı halkın belirli bir seviyesinden, belirli (büyük) şehirlerden gelmekte, bir kısmı da Anadolu'nun en yakin bir kasabasını dahi tanımadan, Avrupa şehirlerinde eğitim görerek yetiştiğinden kendi halkını askerler kadar iyi tanımamakta ve hatta bir "Halk Sevgisi"nden uzak bulunmaktaydılar.
Askerler için en belirgin örnek Mustafa Kemal'in yaşamının bir bölümüdür. Küçük Mustafa’nın babası öldüğü zaman, annesi ve kız kardeşiyle birlikte bir çiftliğe, dayısının yanına gittiğini biliyoruz. Lora Kinross o dönemi söyle anlatmaktadır.
"Iki kardeş birlikte oynar ve sık sık kavga ederlerdi. Gündüzleri, iki çocuk tarlada bir kulübede oturarak fasulyelere dadanan kargaları gözleyip kovarlar, kış geceleri de ocak basinda, ateşin yanındaki bir çuvaldan aldıkları kestaneleri kavururlardı." Mustafa Kemal bu çocukluk anisini hatırlamaktan büyük bir zevk alacak ve halk çocuğu olmaktan daima gurur duyacaktır. Daha sonraki yillarda Çankaya’da unlu "sofra" sohbetleri sırasında, çocukluk arkadaşları Nuri Conker ve Salih Bozok'la şakalaşırken çocuklukta ne yaptığının anlatılmasını istediği zaman, Nuri Conker'in "Karga bekçiliği" yapıyordu cevabini daima gülerek ve hoşgörü ile karşılamıştır.
Şişli’deki evde yapılan çalışmalar sırasında, Anadolu'dan gelen subaylardan Anadolu'nun durumu hakkında bilgi alınırdı. Cevaplar hiçte iç açıcı olmazdı. Mesela Ali Fuat Paşa’nın izlenimleri şöyleydi.
Vaziyet iyi değildi. Anadolu'da tam bir anarşi hüküm sürüyordu. Babıâli taşra teşkilatını sanki unutmuştu. Onunla hiç meşgul olmuyordu. Mahalli hükümetler atil ve beceriksizdi. Her türlü teşkilat kökünden sarsılmıştı. Fırkacılık kavgaları almış yürümüştü. En küçük bir kasabada bile ittihatçılık ve itilafçılık mücadeleleri vardı. Düşmanlarımız bundan memnuniyet duyuyorlardı. Bir kısım hain vatandaşlarımız ve memurlarla işbirliği yaparak bu anarşiyi körüklüyorlardı. Bundan da kötüsü basinda ciddi bir subay, özellikle kurmay subay düşmanlığı başlatılmıştı. Günümüz Türkiye’sinden söz etmiyoruz karışıklık olmasın
Şişli’deki eve Erzurum'daki Kolordu'nun Komutanlığına gidecek Kazım Karabekir Pasa, Deniz Kurmay Albay Rauf ve Kurmay Albay İsmet Beyler de uğrayacaklar ve birlikte bazı kararlar alacaklardır. Ancak kararları uygulama zordur.
"Mustafa Kemal Paşa’nın Şişli’deki evinde yaptığımız sohbet ve müzakerelerde, Milli mukavemeti İstanbul’dan değil, Anadolu'dan idare etmenin zaruri (oldugunu anladık). Birçok yüksek mevki sahibi zevatla görüşülmüş ve konuşulmuştu. İçlerinde yalnız eski Bahriye Naziri Rauf, Jandarma Umum Kumandanı Miralay Refet Beylerle bazı fırka kumandanları ve erkânı harp reisleri Anadolu'da bilfiil vazife almayı kabul etmişlerdi. Digerleri ayni cesareti gösteremiyorlar, tereddüt ediyorlar, türlü türlü mütalaalar ileri sürüyorlardı. Bazı yüksek mevki sahibi şahsiyetler arasında içine Arabistan’ı da alan bir Osmanlı Federasyonundan ve bu federasyonun Amerikan ve İngiliz muzaheret ve mandasıyla yapılmasından bahsetmiş olanlar da vardı. Bu zevatın düşüncelerinde evvela hilafet ve saltanatın muhafaza ve bekası hâkim oluyor, ancak ondan sonra milli menfaatleri düşünebiliyorlardı. Hâlbuki asıl olan VATAN ve MİLLET’ti."(5)
Mustafa Kemal Şişli’deki evinde İsmet Bey'le de görüşmüştü. İsmet bey harbiye Nazırlığında Müsteşar olarak görevli bulunuyordu. Paris'te yapilacak barış konferansı için gerekli belgeleri hazırlıyor ve buraya gönderilecek Türk heyetine üye seçilebileceğini tahmin ediyordu. Mustafa kemal İsmet Bey'i masa üzerine yaydığı bir haritanın basına getirerek "Anadolu'ya gitmek için en iyi yolun hangisi oldugunu ve bir direniş hareketine girişmek için en elverişli bölgenin hangisi oldugunu" sordu. İsmet Bey dikkatle haritayı inceledikten sonra "Demek kararınızı verdiniz dedi ve ilave etti "Anadolu'ya gitmek için bir suru yol ve bir suru de yer var. Ne yapacaginizi bana ne zaman söyleyeceksiniz?". Bu soru üzerine Mustafa Kemal arkadaşına "Zamanı gelince" cevabini verdi.
Kazım Karabekir'de Doğu Anadolu'ya Kolordusu başına giderken Mustafa Kemal'e Türkiye’nin kurtuluş ümidinin Doğu Anadolu'da oldugunu söylemiş ve onu davet etmişti. Kazım Karabekir'in ziyareti Mustafa Kemal'in kesin kararını vermesine yardımcı olmuştur. Artik yapilacak is belli olmuştu. Anadolu'ya geçilecek ve orada özellikle Ankara ve Erzurum'daki iki kolordunun (Yani Ali Fuat Pasa ile Kazım Karabekir Paşanın komutanlığını yaptığı birliklerin) çekirdeğini teşkil edeceği bir milli direniş hareketi başlatılacaktı.
Beklenen fırsat, İngilizlerin baskısı sonucunda kendiliğinden doğdu. Samsun'da görevli İngiliz komutanı Yunanlıların bu bölgede, bağımsız bir "Pontus Krallığı" kurma amaci peşinde olduklarını açıklayan bir rapor göndermişti. İşgalcilerin Yüksek Mütareke komisyonu adini verdikleri komisyon; kendi kontrolleri altında bulunan Rumlara uslu oturmalarını tavsiye etmesi gerekirken ters bir tutum almış ve raporu Sadrazam Damat Ferit Paşa’ya ileterek hükümetin Rum köylerini, Türk tecavüzünden korumak, kanun ve düzeni yeniden kurmak için derhal önlem almasını talep etmiştir. Ayrica bunun bir insanlık görevi oldugunu belirterek, hükümetin bunu yapmaması halinde işgal kuvvetlerinin duruma el koymak zorunda kalacakları tehdidini de ihmal etmemiştir.
Aslında bu batılıların "Neler oldugunu anlayamayan" uluslara karsı uyguladıkları basit bir yöntemdir ve Osmanlı devletine karsi insaf edilmeden uygulanmış ve basarılı olunmuştur. Uygulanan strateji hep aynıdır. Koparılmak istenen bölge tespit edilir. Buraya su veya bu nedenle (daha insancıl, dost, kültürel davranışlar maskesi altında ajan, silah, gerektiği ölçüde para gönderilir ve bu bölgelerde bir kargaşalık çıkarılır. Asayiş kuvvetleri bu ayaklanmada başarısız olursa mesele hallolmuştur. Sert tedbirler alınıp, baskı uygulanırsa dış güçler devreye girer. Yabancı askeri güçler devreye girince, bölgeye daha çok adam, daha çok silah ve daha çok para girmiş demektir. Ayaklanma büyür, bu safhada yerli birlikler bir bahane ile uzaklaştırılır ve artık bir daha hiçbir zaman geri dönemezler (tıpkı Girit'te, Rumeli'de oldugu gibi). Bundan sonraki safha siyasi manevralarla sonuca ulaşma safhasıdır ki bu ya bağımsızlık veya bir başka ülkeye ilhak anlamı taşır. Büyük Ortadoğu Projesini de tarif ediyoruz sanılıp karıştırılmasın lütfen.
İşte gelişmelerin böyle bir istikamet almasından, geçirdiği acı tecrübeler nedeni ile ürken Damat Ferit hükümeti, Karadeniz bölgesine her türlü kargaşalığı önleyecek kapasitede bir adam arayınca; kendisine Mustafa Kemal'in adi empoze edildi. Bazı tereddütler giderildikten ve birçok aday incelendikten sonra Mustafa Kemal "Ordu Müfettişi" unvanıyla Anadolu'da görevlendirildi.
Mustafa Kemal ve arkadaşlarının İstanbul’da her türlü kurtuluş ümidini gözden geçirdiğini, hatta İngiliz ve İtalyan temsilcileriyle dahi görüştüğünü biliyoruz. Fakat meselelerin çözüm yerinin işgal altındaki, kozmopolit yapıdaki İstanbul olmadığı artik kesinlik kazanmıştı. Mustafa Kemal Ordu Müfettişliği yetki belgesini cebine koyup Harbiye Nazırlığından dışarı çıktığı ani şu sözlerle anlatmaktadır. "Harbiye nezaretinden çıkarken heyecandan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum. Kafes açılmış, önümde geniş bir âlem, kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanmış bir kus gibi idim."
İstanbul’dan ayrılmadan Bekirağa bölüğünde tutuklu yakin arkadaşı Fethi (Okyar) Beyi de ziyaret eder. Fethi bey bu görüşmeyi hapisteki yakin arkadaşlarına şu şekilde nakledecektir:
"O kararını vermiştir; bir kere Samsun'a ayak bastıktan sonra bu işlerin tümünü düzeltmeyince bir daha buraya gelmem, diyor ve işleri düzelteceğinden de kati surette emin bulunuyor".
Mustafa Kemal, tıpkı muharebe meydanında oldugu gibi kendisini; ulusun kurtuluşundan sorumlu bir komutan olarak görmekte ve asker olarak görevini durumdan çıkarmaktadır. Kurmayları (arkadaşları) ile birlikte Şişli’deki evde, çok yönlü bir durum muhakemesi yapılmış, durum net bir sekilde açığa çıkarılmış ve karar verilmiştir. Bundan sonra herkese düsen görev: komutanın vermiş oldugu kararın uygulanması için var gücü ile çalışmaktadır. Takdir edilir ki bütün bu gelişmeler atanma olayı dışında Padişah ve Hükümetinden gizli yapılmaktadır. Ordu Müfettişi olarak görevlendirilmesi tabii ki Sultan ve Hükümetinin onayı ile olmuştur.
Mustafa Kemal Paşa ayrılmadan Padişahı da ziyaret etmiş ve Sultan kendisini onurlandırmış ve görevinin önemini belirten sözler söyleyerek " Paşa siz memleketimizi büyük bir sorundan kurtarabilirsiniz" demiştir. Ama Padişahın kastettiği kurtuluş yukarıda belirttiğimiz şekilde Karadeniz yöresinin yabancı güçlerce işgalinin önlenmesidir. Ayni dönemde Mustafa Kemal ve Harbiye Nezaretindeki bazı subayların düşünceleri farklıdır.
Sonuç ortadadır.sonuç bir illetin kurtuluşu, bir ulusun yeniden özgür ve çağdaş dirilişidir.
 

YAZARIMIZA AİT DİĞER BAŞLIKLAR :
ANKET
Hükümetin Anayasa Değişiklik Paketi Hakkında Ne Düşünüyorsunuz
Destekliyorum
Desteklemiyorum
Kararsızım
YAZARLARIMIZ
ZAFER HAFTASI


Birol YELEKİN

 

Devamı »  

Samsun'da Olur ya!


Dr. Murat ERKAN

 

Devamı »  

Mustafa Kemal Paşa


Şükrü KUMBASAR

 

Devamı »  

ARAMA MOTORU

 Atatürkçü Düşünce Derneği Samsun Şubesi © 2008 Tasarım ve Programlama : Teraweb